Çarşamba, Eylül 28, 2005
Pazartesi, Eylül 26, 2005
Saçlarıma Dokunma !!!

Şampuan reklamları muhtemelen pek çoğumuzun kabusu haline gelmiştir. Daha canlı saçlar, daha parlak saçlar, yumuşak saçlar, göz alıcı, dolgun, güçlü vs. vs. vs... Kendimi bildim bileli bu şampuanlar saçımı daha, daha ve daha ................ hale getirirler. Çünkü yeni formülize edilmişlerdir. Şişesi yenilenmiş, içine jojoba yağı katılmıştır. Bir anda ısırgan otunun mucizevi faydası keşfedilmiştir ve bize muhteşem saçlara sahip olabileceğimiz harika kokulu şampuan alternatifleri sunarlar. İçerikle ilgili pek çok alternatif sunmanın müşteriye hizmet anlayışından kaynaklandığını varsayalım. Peki ya ürünleri lanse etmek için kullanılan reklam yöntemlerine ne demeli. Hemen bir analiz yapalım. Blendax ünlü şişe sendoromu ya bir gün bir adada kalırsam saçlarım yıpranmış olursa açlıktan değil acımdan ölürüm mesajı senelerce ekranlarda karşımıza çıktı. Bu reklamı kendimizce anlamlandırdık diyelim. Peki ya Blendax’ın “BLENDAX GÜZELİ” adı altında oluşturduğu saçları ışıl ışıl parlayan yetenekli, duyarlı ve akıllı kıza ne oldu? Blendax’ın son reklam filmindeki fesat kumkuması, kendini beğenmiş güzelin Blendax güzeli olmakla ne gibi bir ilgisi olabilir. Bir insan bir yandan duyarlı ve güzel olurken bir yandan fesat ve güzel olabilir mi? Ya Pantene’in hayatımdan kopup giden değer verdiğim şeyler arasına koyduğu saç tellerinin bize hayatı sorgulatmasına ne demeli. Saç üzerinden reklam filmi mi çekiyoruz felsefe mi yapıyoruz? diye düşünüyorum bir an. Diğer yandan o tekerleme gibi dilimize takılan “Pantene koparak dökülmelere karşı etkili şampuan” nedir ?
Sözün kısası hedef kitleler konusunda kafam karışık. Ürün faydası sunmak şampuan markası için bir çıkış noktası mıdır? Artık hedef kitlenin temsil ettiği değerler ve hayatla ilgili tercihleri ön plana çıkmalı diye düşünüyorum. Hedef kitle tayinin doğru yapılması ve tüketiciye aptal muamelesi yapılmaması gerekiyor.
Cumartesi, Eylül 24, 2005
Kernel Panic

Perşembe, Eylül 22, 2005
Müşteri memnuniyeti ve Digiturk?!

Digiturk'ün bu sinir bozucu, gereksiz teknik servis saçmalığını değiştirmesini beklemiyorum çünkü yapmayacaklar. Bilgisayar aldığınızda, verilen 2 senelik garanti kapsamında teknik servisten yararlanmanın minimum tutarlarda olduğunu düşünürsek, sadece bir dakika süren bir ücret için bu kadar para 'bayılmanın' ne kadar gereksiz ve saçma olduğunu da anlamış oluyorsunuz.
Yeni bir mecra mı:)
Geçen gün, Mahi Mahi'den Cin Kapancı'ya Jack Daniel's'tan bir davetiye gelmiş.
Davetiyenin bir köşesi yukarıya doğru kalkmış ve alttan bir şey görünmüş. Bunu kaldırıp baktıklarında, davetiyenin altında başka bir tasarım olduğunu görmüşler:)
Haluk Mesci de bu grafik - matbaa, tam olarak bilinemeyen hatayı bana yolladı.
Sanırım bu, bir t-shirt firmasının insert'ü ya da bir föyü. Ne olduğunu pek anlayamadım ama gerçekten de çok ilginç. Müşteriye sunum yapmak için yapılan işlere benziyor:) İnce karton bulamazsanız, daha önce kullanılmış bir kartonun üstüne işi yapıştırırsınız, böylelikle işleri sunuma yetiştirirsiniz. Buna benzer bir şey olmuş sanki:)
Acaba yeni bir reklam mecrası ile karşı karşıya mıyız?
Almanca'sında ise şunlar yazıyor: (Anladığım kadarıyla. Belki yanlış çeviri olabilir)
- Fermuar yerleşimi hareket kabiliyetini artırıyor.
- Kolların kesim şekli rahatlık sağlıyor.
- Dikişler tene değmiyor.
- Arkasında ve ön tarafında parlak, ışığa karşı duyarlı bir renk var.


Sanırım bu, bir t-shirt firmasının insert'ü ya da bir föyü. Ne olduğunu pek anlayamadım ama gerçekten de çok ilginç. Müşteriye sunum yapmak için yapılan işlere benziyor:) İnce karton bulamazsanız, daha önce kullanılmış bir kartonun üstüne işi yapıştırırsınız, böylelikle işleri sunuma yetiştirirsiniz. Buna benzer bir şey olmuş sanki:)
Acaba yeni bir reklam mecrası ile karşı karşıya mıyız?
Almanca'sında ise şunlar yazıyor: (Anladığım kadarıyla. Belki yanlış çeviri olabilir)
- Fermuar yerleşimi hareket kabiliyetini artırıyor.
- Kolların kesim şekli rahatlık sağlıyor.
- Dikişler tene değmiyor.
- Arkasında ve ön tarafında parlak, ışığa karşı duyarlı bir renk var.
Çarşamba, Eylül 21, 2005
Fontunu söyle sana hangi marka olduğunu söyleyeyim

Bu font ailesi daha da geliştirilerek Narrow, Condensed, Compressed gibi çeşitlemelerle tasarımcıların beğenisine sunulmuş. Bu fontu, yayınlanmış bir çok basılı işte, ilanlarda ve reklamlarda görmek mümkün.
Arçelik’in kurumsal fontu Helvetica ailesi. Bunun dışında Arçelik için (logosunda da kullanılan) özel olarak tasarlanmış fontu da (maalesef ismini bilmiyorum) görmek mümkün. Büyük puntolarla yazılmış başlıklar, ilanlara güç katarken, aslında daha önce ilanlarda çok görmediğimiz bir tavrın da habercisi oldu. Helvetica gibi sans-serif karakterler kullanılarak yazılmış büyük başlıklı ilanlar.
Helvetica ailesini birçok ilanda görebilirsiniz. Bu, bazen çok sıkıcı görünmekle birlikte, markanın yapısına uygun da olabiliyor.




Diğer çok kullanılan font karakterlerinden bazıları ise: Frutiger, Futura, Garamond, Sabon, Interstate...
Etkileşimli billboard
Geçen gün burada yine yaratıcı bir outdoor uygulaması haberi geçtiğimde, ülkemizde olan outdoor çalışmalarıyla ilgili yazı yazmamı öneren yorumlar ve arkadaşlarımdan gelen istekler oldu. Ancak nedense (belki ben göremiyorum), bir türlü böyle yaratıcı uygulamalara şahit olamadım. Lipton böyle uygulamalar yapmıştı bir ara ama onun dışında aklıma pek bir şey gelmiyor. Sizin geliyorsa ve hatta fotoğraf çekimi de yapabiliyorsanız bunları bana gönderebilirsiniz.
Yandaki uygulama yeni ve Belçika'da yapılmış. Ogilvy'nin Ford için tasarladığı etkileşimli outdoor kampanyası. 'Ford'un Mucizeleri' reklamları, insanlara bakan ve onların davranışlarına göre tepkiler gösteren etkileşimli posterlerden oluşuyor. Posterdeki adamın sesi ve yüz ifadeleri, yakınlarda bir yere yerleştirilmiş kulübenin içindeki bir aktör tarafından yönlendiriliyor. Etkileşimli raketler Belçika'nın büyük tren istasyonlarında konumlandırılmış ve insanların tepkileri, gizli kameracıların yaptığı şakalara verdikleri tepkiler gibi bayağı komik oluyormuş.
Ayrıca burada bununla ilgili bir çekim var.
(Kaynak: www.adverblog.com)

Ayrıca burada bununla ilgili bir çekim var.
(Kaynak: www.adverblog.com)
Salı, Eylül 20, 2005
Nakd - FLY
Alttaki animasyon, Nando Costa ve ekibi tarafından, Plastiq Phantom için yapılmış bir tanıtım filmi. Parçanın içinde, grubun stüdyosuna giren bir böceğin sesi, sample olarak kullanılmış.
Pazar, Eylül 18, 2005
"Hemen O'nun adı gelir!"

Yüzümüzü Türkiye’ye dönelim. Seksenler döneminde karşımıza unutulmaz bisküvi markamız ETİ çıktı. ETİ, “Bir bilmecem var çocuklar” diyerek herkesin diline bir tekerleme gibi takılan reklam jingle’ını, 2000’lerde müzik altyapısı itibariyle yeni genç kitlelere göre tekrar düzenledi ve yayınladı. Gelin görün ki geçmiş günleri hatırlatmanın ötesine geçemedi. Tabii bir de ünlü Parisienne çorabımız Müjde var. Müjdenin jingle’ında geçen sözler sokaktaki tüm çocukların dilinde söylenegeldi ve bir anda yok oldu.
Yakın döneme baktığımızdaysa Turkcell’de bu tip bir strateji görüyoruz. Hem eğlendiren hem anlatan ve tekerleme gibi dilde kalan reklam müzikleri, jingle olmaktan çıkıp albüm haline getirilir (Nil FM) ve cd çalarlarımızda dinlenir oldu. Ve bir anda reklam müzikleri de pazarlama öğelerinin belirleyici unsurları olmaya başladı. Bazı markalar ise stratejilerini sadece reklam müziği üzerine şekillendirmeyi tercih ettiler. Sütaş örneği bunun için en uygun örneklerden biridir. Başarılı olup olmadıkları konusuna gelecek olursak, zaten pazarın başını çeken Sütaş yeni bir ürün lansmanı yapmadığı sürece kendini hatırlatmak için jingle’ları öne çıkmış reklam filmlerini tercih etti. Daha pek çok marka reklam müziklerini önemli bir unsur olarak kullanıyor ve bunu yapmakta haklı. Müzik pek çok insanın vazgeçilmezi, özellikle tekerleme halinde olan ve tüketimi kolay olan parçalar akılda kalıcılıklarıyla bazen bir ürünü çok farklı bir yere taşıyabiliyorlar.
Yakın zaman için ve belki eski dönemler için hatırlatılabilecek ve bizi gülümsetebilecek pek çok reklam jingle’ı vardır.
Eğer sizin de aklınızda kalmış reklam müzikleri varsa yazın ve hatırlamanın tadını çıkaralım.
Cuma, Eylül 16, 2005
Corpse Bride

Çarşamba, Eylül 14, 2005
Mini USA
Rastlantı veya değil, son günlerde çok başarılı ve yaratıcı outdoor uygulamaları çıkıyor karşıma.
Yanda, son zamanların en başarılı reklam ajanslarından "Crispin Porter + Bogusky'nin
Mini USA için yaptığı outdoor uygulaması var.
Volkswagen'ın 400 milyon dolarlık ABD ve Kanada'daki yaratıcı reklam işlerini ve ayrıca Ogilvy & Mather New York'la girdiği konkuru kazanarak Sprite'ı da müşterileri arasına katan Crispy Porter + Bogusky son zamanların en başarılı reklam ajanslarından... Ikea için yaptıkları 'Lamp' filmi (bence Spike Jonze'un şaheserlerinden biri), Cannes 2003'de yılın reklamı ödülünü kazanmış ve çok konuşulmuştu.
Yanda, son zamanların en başarılı reklam ajanslarından "Crispin Porter + Bogusky'nin

Volkswagen'ın 400 milyon dolarlık ABD ve Kanada'daki yaratıcı reklam işlerini ve ayrıca Ogilvy & Mather New York'la girdiği konkuru kazanarak Sprite'ı da müşterileri arasına katan Crispy Porter + Bogusky son zamanların en başarılı reklam ajanslarından... Ikea için yaptıkları 'Lamp' filmi (bence Spike Jonze'un şaheserlerinden biri), Cannes 2003'de yılın reklamı ödülünü kazanmış ve çok konuşulmuştu.
Pazartesi, Eylül 12, 2005
Mecrada sınır?
Bundan bir kaç sene evvel, Beşiktaş'ın orta yerinde, kaza yapmış bir araç ve araçtan fırlayan bir kaç kişinin oluşturduğu bir yerleştirme görmüştüm. O yerleştirmenin olduğu kavşakta birkaç kazanın olduğunu okumuştum. Yerleştirme mi başarısızdı yoksa çok gerçekçi mi görünmüyordu? Bunu bilemiyorum. Ama pek de işe yaradığı söylenemez.
Yanda görmüş olduğunuz otobüs üstü giydirme uygulaması bunu aklıma getirdi. Acaba böyle bir uygulama yapılsa ve bu otobüs şehrin içinden geçse, insanların (belki) daha dikkatli olmaları gerektiğini düşündürtmez mi? Şiddet içeren bir görüntü, evet ama gerçek... Yaratıcı mecraların, etki-tepki mekanizmalarına inceden dokunduğunu varsayarsak, böyle alternatif fikirlerin tepkiyle birlikte insanları yeniden düşünmeye zorlayan durdurucular olduğunu da hesaba katabiliriz. Sadece ürün sattırmanın değil, bilinçlendirmenin de reklamcının görevi olduğu åşikar. Eğer belli sınırlar olmasaydı, böyle uygulamaları ülkemizde de görebilirdik. Çünkü gerçekleri gösterdiğinizde MTV'nin reklamındaki gibi etkiye karşılık tepkiyle karşılaşır ve reklamınız anında yayından kaldırılır. Tabii ki yayından hemen kalkması, reklamın daha çok etkiye sebep olmasını da beraber getiriyor. Ne kadar tepki verirseniz, etkileri de o kadar fazla olur... Otobüsün üstündeki reklam uygulaması burada yapılsaydı kaç 'saat' sansürlenmeden yolcularını taşırdı sizce?
Bir diğer uygulama ise, Amerika'da yayın yapan ve büyük ilgi gören Court TV için yapılmış. Binanın bir kısmı tamamen giydirilmiş. Renk farklılığı hariç, gayet gerçekçi duran bu uygulama -ev içi şiddete de gönderme yaparak- birçok davanın canlı olarak gösterildiği, hayali davaların canlandırıldığı, 85 milyon izleyicisi olan bir televizyon kanalı için çok yaratıcı bir şekilde yapılmış. Böyle yaratıcı bir uygulama ülkemizdeki hangi televizyon programı için yapılabilirdi diye düşündüğümde aklıma bir örnek geldi.
Taksim meydanının belli köşelerine, kamera şeklindeki maketlerin yerleştirildiği bir uygulama, 'Biri bizi gözetliyor' tadındaki programlar için yapılabilir miydi mesela?
Maalesef sadece bir televizyon programı için örnek verdim. Çünkü Court TV gibi, tek bir konseptten yola çıkarak yayın yapan ve milyonlarca izleyicisi olan bir televizyon kanalımız yok.
(Alıntı: http://ad-rag.com/123756.php)


Taksim meydanının belli köşelerine, kamera şeklindeki maketlerin yerleştirildiği bir uygulama, 'Biri bizi gözetliyor' tadındaki programlar için yapılabilir miydi mesela?
Maalesef sadece bir televizyon programı için örnek verdim. Çünkü Court TV gibi, tek bir konseptten yola çıkarak yayın yapan ve milyonlarca izleyicisi olan bir televizyon kanalımız yok.
(Alıntı: http://ad-rag.com/123756.php)
Nando Costa

Sitede animasyon, illüstrasyon, logo ve ikon tasarımı, resimler, basılı malzeme, storyboard, font tasarımı ve web adı altında gayet iyi tasarımlar gösteriliyor. Mutlaka bir göz gezdirin.
Pazar, Eylül 11, 2005
Eee... Logoyu biraz daha büyütebilir miyiz acaba?
Bu soruyu kimbilir kaç kez duymuşsunuzdur. Bir ilan yapmışsınızdır ya da bir katalog, belki bir flyer ya da poster; sonra bunu müşteri temsilcinize yollar ve müşteriden onay gelmesini beklersiniz. Sonra ne olur? Müşteri temsilcisi, elinde bir kağıtla ya da mail atarak size cevap verir: Logoyu biraz büyütmemizi istiyorlar!
İlk önce şakaklarınızda bir oynama hissedersiniz. Elinizin altındaki mouse'a sinirli bir şekilde tıklamaya ve ekrana boş boş bakmaya başlarsınız. Ona dönerek, 'neden' diye sorduğunuzda, 'müşteri böyle istiyor' yanıtını alırsınız. Keşke, dersiniz, müşteriye şöyle bir yanıt verseler: "Reklamın iyi olduğu konusunda hemfikir miyiz? Stratejik olarak doğru ve yaratıcılık anlamında akılda kalıcı mı?* Ama bunun farkında bile olmayan sevgili müşteriniz sizden, logosunu büyütmek ve sayfada sadece onun görünmesini istediğini belirtir. Reklamın durdurucu olması, okuyucunun ilgisini çekmesi ve yaratıcılığı zaten logoyu görünür kılacaktır çünkü okuyucu bu reklamın kime ait olduğunu merak edip şirketin logosunu görmek istediğinde, zaten görür. 'Suya yazmadığınız sürece okuyucu mutlaka onu bulacaktır. Boyutunun önemi yoktur**'
Geçenlerde yaptığım bir işte de böyle bir sorunla karşılaştım. Başta logoyu büyütmemizi istedi müşteri. İlanda olması gereken büyüklüğe göre ayarlayıp tekrar yolladım müşteriye. Ardından biraz daha büyütmemizi istediklerinde, onlara, bunun doğru bir yaklaşım olmadığını, zaten ilanın kendisini gösterdiğini, logoyu büyütmenin ilanın doğasını bozabileceğini söyledik. Müşteri bu savunmamızı doğru bulup, bu şekilde onay verdi.
Sanırım her zaman, buna benzer olaylarla karşılaşmıyoruz. Uçağı havaalanının üzerinde iniş izni için daireler çizen bir müşterinin uçaktan aşağıya doğru bakarak, ajansı arayıp, kendilerine ait bir billboard'da görünen şirket logosunun küçük durduğunu söyleyip ajansı paylaması gibi***, sizin de böyle saçma anılarınız var mı?
(*/**/*** Luke Sullivan / Satan Reklam Yaratmak - MediaCat Yayınları)
İlk önce şakaklarınızda bir oynama hissedersiniz. Elinizin altındaki mouse'a sinirli bir şekilde tıklamaya ve ekrana boş boş bakmaya başlarsınız. Ona dönerek, 'neden' diye sorduğunuzda, 'müşteri böyle istiyor' yanıtını alırsınız. Keşke, dersiniz, müşteriye şöyle bir yanıt verseler: "Reklamın iyi olduğu konusunda hemfikir miyiz? Stratejik olarak doğru ve yaratıcılık anlamında akılda kalıcı mı?* Ama bunun farkında bile olmayan sevgili müşteriniz sizden, logosunu büyütmek ve sayfada sadece onun görünmesini istediğini belirtir. Reklamın durdurucu olması, okuyucunun ilgisini çekmesi ve yaratıcılığı zaten logoyu görünür kılacaktır çünkü okuyucu bu reklamın kime ait olduğunu merak edip şirketin logosunu görmek istediğinde, zaten görür. 'Suya yazmadığınız sürece okuyucu mutlaka onu bulacaktır. Boyutunun önemi yoktur**'
Geçenlerde yaptığım bir işte de böyle bir sorunla karşılaştım. Başta logoyu büyütmemizi istedi müşteri. İlanda olması gereken büyüklüğe göre ayarlayıp tekrar yolladım müşteriye. Ardından biraz daha büyütmemizi istediklerinde, onlara, bunun doğru bir yaklaşım olmadığını, zaten ilanın kendisini gösterdiğini, logoyu büyütmenin ilanın doğasını bozabileceğini söyledik. Müşteri bu savunmamızı doğru bulup, bu şekilde onay verdi.
Sanırım her zaman, buna benzer olaylarla karşılaşmıyoruz. Uçağı havaalanının üzerinde iniş izni için daireler çizen bir müşterinin uçaktan aşağıya doğru bakarak, ajansı arayıp, kendilerine ait bir billboard'da görünen şirket logosunun küçük durduğunu söyleyip ajansı paylaması gibi***, sizin de böyle saçma anılarınız var mı?
(*/**/*** Luke Sullivan / Satan Reklam Yaratmak - MediaCat Yayınları)
Cuma, Eylül 09, 2005
Leo Burnett
Leo Burnett / Kanada'nın web sitesinden bir kaç iş.
Sanırım böyle işleri hiçbir zaman ülkemizde göremeyeceğiz. 50 yıl sonra belki?
GARSON
'Orospu.' Bunu her gün duysaydınız, siz de inanırdınız. Sözlü taciz de tacizdir.
YÖNETİCİ
'Sürtük.' Bunu her gün duysaydınız, siz de inanırdınız. Sözlü taciz de tacizdir.
Sanırım böyle işleri hiçbir zaman ülkemizde göremeyeceğiz. 50 yıl sonra belki?

'Orospu.' Bunu her gün duysaydınız, siz de inanırdınız. Sözlü taciz de tacizdir.

'Sürtük.' Bunu her gün duysaydınız, siz de inanırdınız. Sözlü taciz de tacizdir.
Cubic Trajedisi

Perşembe, Eylül 08, 2005
Test yayını
Reklamlar TV'nin sağda görmüş olduğunuz uygulaması test yayınında olduğu için, bazı browser'larda hatalı görünebilir. Hata gördüğünüzde bunu 'comment' bölümüne yazarsanız daha hızlı hareket edebiliriz.
Çarşamba, Eylül 07, 2005
Salı, Eylül 06, 2005
Pazartesi, Eylül 05, 2005
Peugeot 1007
İzlediğim en başarılı Peugeot reklamlarından biri. Yaratıcı fikrin, mükemmel bir prodüksiyonla birleşiminden, ortaya bu başarılı reklam çıkmış.
Pazar, Eylül 04, 2005
exi26 ve Ekşi Sözlük

Aşağıda bununla ilgili bir kaç yorum var. Sanırım Akbank istediği etkiyi yakalamış, ama olumsuz yönde.
"haklarında bu kadar fazla olumsuz yorum varken sözlüğe reklam vermiş olan olay. valla adamlara helal olsun, reklamın iyisi kötüsü olmaz sözüne uymuşlar ve bence de gayet iyi yapmışlar. insan durumun ilginçliğine bakıp merak ediyor bu ne diye. "
"msn messenger'in alt penceresindeki banner reklamında "20 ve 50 ytl'lik öncen yüklenmiş" yazan kart kendisi."
"24 agustos 2005 günü ekşi sözlük'ün ana sayfası alt zemini vasıtası ile reklamını yapan ürün ismi. ancak genel olarak entry'ler okunduğunda akbank buradaki reklamı kaldıracak gibi gözükmektedir."
Avenir Next! (Avenir ailesi genişledi)

"1988 yılında, İsviçreli font tasarımcısı Adrian Frutiger, o zamanlarda Futura ve Avant Garde gibi diğer bilinen font karakterlerine harika bir alternatif olan Avenir'ı halka ilk defa tanıttı. Diğer fontların sade metrik yapısıyla karşılaştırıldığında Avenir, daha insanì bir görünüş kazandıran görsel yapısı nedeniyle tatmin ediciydi. Mesela klasik çizilmiş 'a'daki gibi...
Avenir Next, Platinum Kolleksiyonu'nun bir parçası ve 4 yazı karakteri setiyle geliyor, Regular, Italic, Condensed ve Condensed Italic.
Avenir Next bu yüzden uyum ve zıtlığın optimal bir dengesini temsil ediyor. Sıkıştırılmış (yoğun) varyantların eklenmesiyle, Avenir Next, tam formuna ulaşmış bir çağdaş grotesk sunuyor ve bununla profesyonel grafik tasarımcılarına en üst derecede tipografik esneklik ve optimal okunabilirlik sağlıyor."
Bir sanat yönetmeni...

Cumartesi, Eylül 03, 2005
Seyir
elma+alt+shift'te bundan böyle, haftanın 3 günü, arşivimde bulunan reklam filmleri, animasyonlar, kısa fimler, video klipler ve yaptığım bir kaç kısa 'takılmaları' yayınlayacağım. Filmlerin kaynaklarını hatırlayamadığım için indirdiğim sitelerin linklerini veremiyorum. Hatırladıkça film bilgilerini vereceğim.
İyi seyirler.
Hamiş: Filmler QuickTime olmadıkları için, yükleme sadece play tuşuna bastığınız zaman gerçekleşir.
İyi seyirler.
Hamiş: Filmler QuickTime olmadıkları için, yükleme sadece play tuşuna bastığınız zaman gerçekleşir.
Cuma, Eylül 02, 2005
Duracell Müzik Maratonu

İstanbul, İzmir ve Ankara'da 3 ünlü Dj'in 10 saatlik kesintisiz müzik kapışması. Duracell Müzik Maratonu, DJ Tarkan, Bee Gee ve Murat Uncuoğlu'yla birlikte, 1 Ekim saat 20:00'den sabah saat 06:00'ya kadar kesintisiz devam edecek. Ayrıntılı bilgi burada.
-
Trendsetter dergisinde DMM ile ilgili olarak üç Dj ile yapılan röportajdan bir kaç ayrıntı:
DJ Tarkan:
"Her şeyden önce birçok sponsor firma gibi yabancı Dj'lerle değil de üç yerli Dj ile yola çıktıkları için Duracell'e teşekkür ediyorum. O gece isterim ki akşam saat 8'de herkes orada hazır bulunsun ve benimle birlikte sabah 6'ya kadar çalacağım 10 saatlik sete şahit olsun.
Bee Gee:
"10 saat müzik çaldın mı, diye soranlara 'Çaldım' diyeceğim. Bu benim için bir ilk olacak ve kafamdaki sıraya sadık kalabilirsem o gece insanlara doyasıya müzik zevki yaşatabileceğimi düşünüyorum.
Murat Uncuoğlu:
"Duracell Müzik Maratonu'ndan beklentim mi? Heyecan tabii ki!